Sezai Karakoç, bu sözüyle insanın yalnızca biyolojik ya da toplumsal kardeşlik bağıyla değil,
ahlaki ve ruhsal bir kardeşlik bilinciyle yaşaması gerektiğini vurgular.
Ona göre, kardeşlik sadece aynı soydan gelmekle, aynı memlekette doğmakla ya da aynı dine mensup olmakla sınırlı değildir.
Gerçek kardeşlik, Habil’in temsil ettiği merhamet, adalet ve vicdan çizgisinde yürümekle mümkündür.
“Kardeşiz demek yetmez” derken Karakoç, aslında “iyi misin, kötü mü?” sorusunu sormamızı ister.
Çünkü her insanın içinde hem Habil’in sesi, hem de Kabil’in öfkesi vardır.
İnsan, hayatı boyunca bu iki sesi dinler ve tercih eder.
Habil, iyiliğin, teslimiyetin, adaletin sesi iken;
Kabil, nefretin, kıskançlığın, gücün ve benliğin temsilcisidir.
Karakoç’a göre, çağımızın en büyük sorunu, kardeşlik söyleminin içinin boşaltılmasıdır.
İnsanlar birbirine “kardeşim” derken bile, içinde gizli bir Kabil taşır;
menfaat, öfke ve kıskançlık duygularını kardeşlik maskesiyle örter.
Bu yüzden, “Habil misin Kabil mi?” sorusu sadece tarihsel bir olay değil,
her bireyin kendi iç dünyasında her gün yeniden cevaplaması gereken bir vicdan çağrısıdır.
Karakoç, Habil’in yolunun “Diriliş” yolu olduğunu söyler.
Çünkü Habil, öldürülmesine rağmen değerlerinden vazgeçmemiş, kötülüğe kötülükle karşılık vermemiştir.
Kabil ise kendi öfkesine yenilmiş, kardeşinin kanını toprağa dökerken aslında
insanlığın vicdanını da kirletmiştir.
Bugün bizlere düşen, kardeşiz demekle yetinmemek, Habil’in safında durabilmek için çabalamaktır.
Çünkü her dönemde, her toplumda, hatta her insanın kalbinde bir Habil ve bir Kabil vardır.
Hangisini beslersen, o galip gelir.
“Kardeşiz demek yetmez. Habil misin Kabil mi? Onu netleştirmek lazım.”
— Sezai Karakoç